Bu Blogda Ara

Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2009 Çarşamba

Abhazya Devlet Başkanlığı Seçimi

Abhazya Devlet Başlanlığı Seçim Sonuçları:

59,3% Bagasph,
15,44% Hacimba,
10,8% Ardzinba,
8% Butba,
1,5% Bganba

Abhazya için hayırlı olması dileklerimizle...

 

Kaynak: Kocaeli Kafkas Derneği

www.kocaelikafkas.com

4 Aralık 2009 Cuma

Türk-Çerkes etnik barışı çatırdıyor



Kuzey Kafkasya'da Türk kökenli halklarla Adıgelerin (Çerkesler) birlikte yaşadığı cumhuriyetlerde etnik ayrışma giderek genişliyor.
 
Kuzey Kafkasya'da Türk kökenli halklarla Adıgelerin (Çerkesler) birlikte yaşadığı cumhuriyetlerde 'dinsel' tabanlı tehdit algısının yerinde bir süredir etnik ayrışmaya dayalı gerilimler oturuyor.
Kabardey-Balkar'da Kabardeyler (yani Adıgeler) ile Balkarlar, meraların kimin denetiminde olacağına dair bıkkınlık veren bilek güreşiyle karşı karşıya gelirken Karaçay-Çerkes'te kriz siyasal alanın paylaşımındaki anlaşmazlıklardan demleniyor.
Bir cumhuriyette halkların birbirine bilenmesine yol açan krizler, öteki cumhuriyetteki gerilimleri besliyor ya da tetikliyor. Yine Karaçay-Çerkes'te Çerkesleri, Kabardey-Balkar'da Kabardeyleri ilgilendiren sorunlara kaçınılmaz olarak aynı halkın parçası Adıgey'deki Adıgelerin müdahil oluyor. Gerilim çıkmaya dursun varlığını yüzyıllara borçlu komşuluk ilişkilerinin çöpe atılması ve barış atmosferinin zehirlenmesi de gecikmiyor. Kimin otokton halk olduğundan tutun da gelenek ve sembollerin kökenine değin esasen kaynaşmanın harcıyken bir anda ayrışmanın itici unsurlarına dönüşüveren konularda tarih herkesin kendi zaviyesinden yeniden yazılıyor...

Karaçay-Çerkes'te krizin son halkasını Rusya parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi'ne Çerkes sivil örgütlerinin önerdiği işadamı Vyaçeslav Derev'in Karaçay parlamenterler tarafından veto edilmesi oluşturdu.
2002'deki sayıma göre nüfusun yüzde 38.5'i Karaçay, yüzde 33.6'sı Rus, yüzde 11.3'ü Çerkes (Adıge), yüzde 7.4'ü Abazin ve yüzde 3.4'ü Nogay ve yüzde 3.3'ü Oset olan cumhuriyette, etnik barışı sağlama adına iktidar paylaşımında şöyle bir gelenek oturtulmuştu:
Devlet başkanı Karaçay olurken başbakanlık koltuğu Çerkeslere veriliyordu. Parlamento başkanı Rus-Kazak ve başbakan birinci yardımcısı Rus oluyordu. Koltukların liyakat esasına göre dağılımıyla ilgili tartışmaların fazla zemin bulamadığı bir ortamda Devlet Başkanı Boris Ebzeyev'in Eylül 2008'de başbakanlık koltuğuna Yunan asıllı Vladimir Kayşev'i oturtması Çerkeslerin öfkesini çekmişti. Çerkes sivil örgütleri Karaçay-Çerkes'ten ayrılarak Çerkesya'yı kurma fikrini yeniden gündemlerine alırken Ebzeyev, Çerkesleri memnun etmek için parlamento başkanlığına Çerkes asıllı Zurab Dokşokov'u seçtirmişti. Ancak Dokşokov, Çerkeslerin sunduğu aday listesinde üçüncü sıradaydı. Ebzeyev, birinci sıradaki milletvekili Ruslan Kazinov'a 'tüccar', ikinci sıradaki Muharbi Astejev'e 'köy öğretmeni' diyerek üstlerini çizmişti. Rus asıllı Parlamento Başkanı Sergey Smorodin ise, Çerkeslere yer açılması için birinci başbakan yardımcılığı koltuğuna kaydırılmıştı. Ruslar parlamento başkanlığını kaybetmekten dolayı rahatsız olsalar da örgütlü bir tepki koymaktan kaçındı. Çerkesk'te sular duruldu derken bu kez Moskova'ya gönderilecek senatör seçiminde etnik gerilim kapıyı bir kez daha çaldı. Yedi ay boyunca Karaçay vekiller Derev'i veto etti. Çerkesler 26 Kasım'da Derev'e destek mitingine hazırlanırken Ebzeyev, 17 Kasım'da elini çabuk tutup senatörlüğe Dokşokov'u seçtirdi. Ama baskın karar Çerkesleri daha da kızdırdı. Çerkeslere göre, Çerkes asıllı olmasına rağmen Dokşokov'un senatör seçilmesi, Karaçayların kendi koşullarını dayatmasıydı. Ebzeyev'in niyetini öğrenen Çerkes örgütler, bir gün önce Dokşokov'u 'oyuna gelmemesi' yönünde uyarıp senatörlüğü kabul etmeyeceği konusunda söz almıştı. Bu yüzden hem Derev hem Adıge Khase Başkanı Muhamed Çerkesov, Dokşokov'u sözüne ihanet etmekle suçlayıp neredeyse istenmeyen adam ilan etti.

Çerkesk Belediyesi'nin hükümetin domuz gribi önlemlerini bahane ederek Çerkes mitingine izin vermesine rağmen Adıge Khase, 26 Kasım'da önce Habez köyünde bir gençlik forumu düzenleyip ardından başkentte hükümet binasının önünde eylem yaptı. Kabardey-Balkar'daki Adıge sivil örgütleri 'Khase', 'Çerkes Kongresi' ve 'Dünya Adıge Kardeşliği' de ortak açıklama ile destek verdi.
Abhazya, Stavropol, Rostov, Adıgey ve Kabardey-Balkar'dan Adıge temsilcilerin katıldığı forum ve mitingde en çarpıcı talep Çerkes özerk bölgesinin kurulmasıydı. Bu talebe şu suçlamalar eşlik etti:
* "Karaçay ağırlıklı yönetim Çerkesleri karar mekanizmalarından peyderpey dışlıyor. 30 yıldır üst düzey koltuklara bir tek Çerkes atanmadı. Önemli kararlara artık Çerkeslerin görüşü yansımıyor."
* "Karaçay siyasi eliti tarihi çarpıtıyor."
Çerkeslere göre tarihin tahrifatına en çarpıcı örnek 19. yüzyılda Elbrus'un zirvesini keşfeden Nalçikli Haşır Çılar'ın aslında Karaçay ve gerçek adının da 'Hilar Kakirov' olduğu iddiası.
20 Kasım'da başkent Çerkesk'te "Büyük Karaçay Hilar Hakirov"u kutlayan bir afişin kimliği belirsiz kişilerce yırtılması bu tür konuların toplumda ne denli hassasiyet oluşturduğunun göstergesi.
Yine tarihe bakışın nasıl krize dönüştüğüne dair ilginç bir tartışma tam da Derev etrafında gerilimin sürüp gittiği sırada patlak verdi. Gerilimin kaynağı Express-Posta gazetesinin 23 Eylül'de, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlar Kafkasya'yı işgal ettiklerinde Besleney köyündeki Çerkeslerin Leningrad çocuk evinden kaçmış Yahudi çocukları, Nazi katliamından kurtarmalarıyla ilgili olayı sorgulayan akademisyen Dalhat Kasayev'in makalesini basmasıydı. Kasayev'in Besleney'e kadar gelen 32 Yahudi çocuğunun himaye edilmesinde emeği geçmiş Murzabek Ohtov için "Almanların muhtarları, Sovyet düşmanı ve haindi. Ancak bu faşist uşağı kahraman olarak sunuluyor" ifadesi etnik gerilime tuz biber oldu. 4 Kasım'da Besleneyliler gösteri yaparken Dokşokov ve Derev, hatta yönetimin temsilcileri onları yalnız bırakmamıştı. Burada Ebzeyev'in Besleney köyüne tarihi olaydan dolayı özel önem verdiğini de not etmek lazım. Ayrıca mesele İkinci Dünya Savaşı'ndan açılınca Karaçaylıların yarası büyük. Karaçay halkı 1943'de Nazilerle işbirliği yaptıkları suçlamasıyla çoluk-çocuk Orta Asya'ya sürülmüş, 1957'de Nikita Huruşçev'in kararıyla itibarları iade edilmişti. Kasayev, Aralık 2008'de 'Moskovski Komsomolets' gazetesinde Karaçaylara yönelik suçlamaların haksız olduğunu anlatırken Besleney olayına parmak basmış ve Teberde'ye sığınmış Yahudi çocukları Gürcistan'a sağ-salim götüren kişinin Karaçay olduğunu yazmıştı.

Dostluk sofrası bozulunca masaya kılıçtan, kamadan daha derin yaralar bırakan sözler konuluyor. Bilal Laypan gibi yazarların Çerkeslerin Rus ve Kazaklarla iş tuttuğu, Kabardeylerin Karaçay-Çerkes'e Rus Çarlığı tarafından 19. yüzyılda yerleştirildiği ve bunların ayrı bölge olabilmek için kendilerini Çerkes diye kaydettirdiği, 1920'de Dağlı Cumhuriyeti'nin (Kuzey Kafkas Cumhuriyeti) yıkılmasından Kabardey özerk bölgesinin kurulmasını isteyen Kabardey asillerinin sorumlu olduğu, 2. Dünya Savaşı'nda Karaçay ve Balkarları Nazi işbirlikçisi diye Çerkeslerin ihbar ettiği, sürülen halklara ait toprakların Çerkeslere dağıtıldığı iddiaları da bu masada yerini alıyor. Hakeza Çerkeslerin şikayet ettiği 'yönetimden silinme' olgusunun Kabardey-Balkar'da Balkarları için geçerli olduğu hatırlatması yapılıyor.

Bu şekilde uzayıp giden karşılıklı suçlamalar ve argümanlar etnik çatışma riskini artırmaktan başka işe yaramıyor. Ve Kafkasya'dan bahsederken sıklıkla refere edilen 'kardeş halklar' ibaresindeki 'kardeş' yavaşça düşüyor. Benzer bir süreç daha ağır ve tehlikeli bir şekilde Kabardey-Balkar'da işliyor...


http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=97302

İsrail Çerkes Kongresi: Adige liderlerini koruyalım

Kudüs/Ajans Kafkas - İsrail Çerkes Kongresi, Kabardey-Balkar’da toprak yasası etrafında gerilim yaşandığı bir dönemde Çerkes Kongresi Başkanı Ruslan Keşev ve örgütün aktif üyesi Elberd Bora’nın saldırıya uğramasına tepki gösterdi.
İsrail Çerkes Kongresi, dünyadaki Adıgeleri, Adıge halkının çıkarlarını savunan liderlerini koruma konusunda birleşmeye çağırdı. İsrail Çerkes Kongresi Başkanı Adnan Orkij “Vatanından uzaktaki Adıgeler gibi vatanındaki Adıgeler de kendi topraklarından mahrum kaldı, önceden olduğu gibi güç kullanılarak zorla alınıyor. Ve bu yapılırken hiçbir uygarlık ilkesine uyulmuyor; ne kanuni, ne demokratik ne de dini ilkeye” diye çıkıştı.
Orkij, 4 Aralık’ta İstanbul’da Dünya Çerkes Birliği’nin oturum yapacağını, 6 Aralık’ta Ankara’da Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun kongreye gideceğini hatırlatarak “Bu toplantıların ana gündem maddesi Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes’de yaşanan endişe verici olaylar olmalı” dedi. Çerkes Kongresi’nin ofisine Alisag Şogentsukov ve Alberte Nazranov liderliğindeki bir grup sporcunun saldırdığı belirtilmişti. NTPRS/ÖZ/FT

Ürdün'deki diasporadan uyarı

Amman/Ajans Kafkas - Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde yaşanan gerilimler diasporayı da endişelendirdi.
Ürdün’deki ‘Kafkasya Adıge Dostları’ adlı sivil örgüt, Kafkasya’da toprak yasası ve siyasi alanda meydana gelen olaylardan ötürü büyük endişe duyduklarını açıkladı. Kafkasya Adıge Dostları temsilcisi Muhammed Hamzoko, Kabardey-Balkar Çerkes Kongresi lideri Ruslan Keşev’in ofisine düzenlenen baskında dövülerek hastanelik edilmesi olayını hatırlatarak “Milli liderlere saldırıya izin verilemez. Bu tür saldırıların çok ciddi sonuçları olabilir. Ve ülke yönetiminin doğrudan sorumluluğu bu tür olaylara engel olmaktır” dedi.
Hamzoko, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’da gelişen olayların Adıge halkının kaderini yakından ilgilendirdiğini belirterek “Adıgeler tarafından gündeme getirilen problemler, milletler arası işbirliği çerçevesinde çözülmeli. Bunun başarılması için Adıge dünyasının dayanışma sergilemesi şart” diye konuştu.
Gelişmeleri örgüt olarak çok yakından takip ettiklerini kaydeden Hamzoko “Olaylar hızla gelişiyor,  yurttaşlarımıza yardım etmek için ciddi analiz yapmamız gerekiyor” dedi. NTPRS/ÖZ/FT

22 Mayıs 2008 Perşembe

BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ - UNUTMA UNUTTURMA

21 MAYIS 1864 - UNUTMA UNUTTURMA

1859 yılından itibaren başlayan anavatanından ayrılmalar, 21 Mayıs 1864'den sonra daha da şiddetlendi. 1860 yılında 4 milyon olan Kafkaslı nüfusu, 1897'de 1.660.000 sayısına inmişti. Adıge-Abaza-Ubıh grubundan oluşan Kuzeybatı Kafkasyalılar 85 % 'ler düzeyinde; Oset, Çeçen ve Dağıstanlı 10-15 % ‘ler düzeyinde anavatarlarından sürüldüler. Gerçekte bu sürgün, bir soykırım niteliğine dönüştü. İşte bu nedenle, 21 Mayıs 1864 günü Çerkeslerin yas günüdür. Anavatanlarından sürülen Kafkaslı sayısı 1.400.000-1.500.000 civarındadır. Sürülenlerin dışında, vatanında kalan Çerkesleri zorlamak için uygulanan politikanın özü şuydu ; ”Kaçırmak veya göçürmek istiyorsan, evleri, tarlaları, yak-yık, kaçmaktan ya da, aç kalıp ölmekten başk bir seçenek bırakma...”


Tarihçi M. Venyukov : “...Savaş son derece amansıca sürüyordu. Biz, geri dönülmesi olanaksız olacak şekilde, askerin ayak bastığı her yeri, son kişiye kadar Çerkeslerden temizleyerek ilerliyorduk...”

Grand Dük Michael : Çerkes İleri gelenlerine, “Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz, ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayarım.”

Rus Tarihçi Zaharyan : “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Avullarını yıktık. Bir çok kabile tümüyle yok edildi...”

Muhalif N.N. Rayevski : “Kafkasya'da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika'da uyguladığı olmusuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın.”

Fransız Fonvill : “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. 600 kişiyle yola çıktık. Ancak Trabzon'a 370 kişi sağ çıkabilmişti.”

Polonyalı Teophil Lapinski : “...Açlık ve hastalık had safhada. Trabzon'a gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Günlük ölü sayısı 500 kişidir. Trabzon'da bu sayı 400 kişidir. Gerede Kampı'nda 300 kişi, Akçakale ve Sarıdere'de ünlük ölüm 120-150 kişi arasındadır.”

Rus A.P. Berge : “Novoroski koyu'nda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. O duruma, hristiyan da, müslüman da, ateist de olsa dayanamaz. Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa, Adıge tarihi açısından bûyük zararlara yol açtı. Sürgün, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri, tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.”

Kafkasya'dan zorla çıkartılan Çerkesler geri dönüş için fırsat kollamaya başladılar. O da gecikmedi. 1877 yılındaki Osmanlı-Rus savaşı önemli bir imkandı. Seksen yaşındaki ak sakallı ihtiyarlar ve henüz sakalı bıyığı çıkmamış genç çocuklar, Türk ordularıyla Balkan ve Doğu cephelerinde Ruslar'la çarpıştılar. Bu sefer de kader yardım etmedi.

1917 Şubat devrimi tüm Rus olmayan halklar gibi Kuzey Kafkasyalılar'da da özgürlük ve bağımsızlık umutlarını güçlendirdi. Mayıs 1917'de Vladikafkas kentinde toplanan Kuzey Kafkasya Halklarının Genel Kongresi 'nde, “Merkez İcra Komitesi” (yerel hükümet) seçildi. Hükümet, ülkeyi bağımsız ve egemen olarak, “Tüm Rusya Kurucu Kongresi”ne götürecekken, Ekim 1917 devrimi imkân bırakmadı.

Kuzey kafkasya merkez İcra komitesi (hükümeti), II. Kongre'nin verdiği yetkilere dayanarak, Kuzey Kafkasya'yı bağımsiz bir cumhuriyet olarak ilan etti (11 Mayıs 1918). Bu cumhuriyet hukuki olarak, bugünkü tûm federe Kafkas Cumhuriyet bôlgelerini kapsıyordu. Hukuken ve fiilen tanımalar da olmuştu ki, ancak ônce General Denikin'in beyaz Rus Gönüllü Ordusu, sonra da Sovyet Kızıl Ordu'sunun saldırılarıyla 1921 yılı içinde bütünüyle ortadan kaldırıldı.

6 Nisan 2008 Pazar

Adıgeli gençler anadilini konuşturdu


Nalçik/Ajans Kafkas - Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi’nde 1 Nisan’da Anadil Günü dolayısıyla bir kültür etkinliği düzenlendi. Özellikle anadilini iyi bilen gençler kompozisyon ve şiirleriyle dilin ölmekte olduğuna dair kaygıları bir nebzecik yatıştırdı.

Filoloji Enstitüsü Kabardeyce Bölümü’den Haşhoş Zarete’nin organize ettiği, Kuşhavne Albine ve Dzegaşte Azamet’in de sunuculuğunu üstlendiği programda, anadilin önemine dair konuşmalar yapıldı, şiirler okundu, kompozisyon ve şiir yarışması düzenlendi.

Program anadilin önemi, Adıgelerin diline sahip çıkmak için yaptıkları çalışmalar ve günümüzde Adıgecenin kullanım alanları üzerine konuşmalarla başladı.

Şiirler ise Kabardeyce bölümü öğrencileri yerine başka bölümlerde okuyan ama anadilini çok iyi kullanan öğrenciler tarafından okundu. Şiir okuyanlar arasında Hukuk Fakültesi’nden Bak Murat, Semegu Zaire, Kalakue Sultan, Ekonomi Fakültesi’nden Haşel Asiyat, Gut Azemet, Çeşt Maryana da vardı.

Ayrıca günün anısına ‘Millete millet dedirten dilini, sev, koru' adıyla düzenlenmiş olan kompozisyon ve şiir yarışmasında dereceye girenler belli oldu.

Kompozisyonda Teorik Fizik Enstitüsü öğrencisi Hahokue İslam birinci olurken, Fizik Fakültesi öğrencisi Besleney Azemet ve Sosyal Enstitüsü öğrencisi Jemıho İnna ikinciliği, Sosyal Enstitüsü öğrencisi Beregun İnna ve Ekonomi Fakültesi öğrencisi Ansıko Zalım da üçüncülüğü paylaştı. Şiirde ise Tarih Fakültesi’nden Gubj Saniyat, Karden Zaline, Teorik Fizik Enstitüsü’nden Gotıj Seteney dereceye girdi. Kabardey Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Tau Hazeşe kazananlara kitap armağan etti.

Filoloji Enstitüsü Başkanı Hurey Leorene, “Filolojiyi meslek olarak seçmeyen ve başka fakültelerimizde okuyan öğrencilerimizin şiirleri anadiliyle güzel okuması bize neslimizin kanında anadili ile doğduğunu, ne iş ile meşgul olursa olsun anadilini iyi bilen insanların işini çok iyi yaptığını gösteriyor” diye konuştu.

Filoloji Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kaskul Maya da, bu programın Adıgecenin yeni nesil tarafından bilinmediği yönündeki sözlerin dayanaksız olduğunu gösterdiğini söyledi.

Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi’nden Prof. Koşısoko Aleksandr ise, dünyada yedi bine yakın dil olduğunu, ancak günümüzde kullanılan dillerin sayısının iki bini geçmediğini belirterek “Bu dillerden en zorları Abazaca, Çince ve üçüncü olarak da Adıgecedir. Bundan dolayı Adıgeceyi bilen kişi değerlidir ve bu dili kullananın her türlü işte başarı gösterir” diye konuştu. ADGPSL/ÖZ/FT

KAFKASYA VE DİASPORADA 450. YIL MASKARALIĞI DEVAM EDİYOR

KAFKASYA VE DİASPORADA 450. YIL MASKARALIĞI DEVAM EDİYOR

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2007 yılını "Çerkesler'in Rusya'ya gönüllü katılışının 450. Yılı" olarak ilan etti. İşgal, soykırım ve sürgün tarihini hafızalardan silmek amacıyla verildiği apaçık ortada olan bu karar doğrultusunda, yoğunlukla Eylül ayında olmak üzere pek çok etkinlik programa alındı ve gerçekleştirildi. Ekonomik, sosyal ve politik alanlarda gerçekleştirilecek ve yılsonuna kadar devam edecek olan kutlamaları ibretle izliyoruz. Çerkes halklarını Kazaklaştırma amacı güden bu çirkin siyaseti yürüten bürokratları ve diasporayı pasifize etme çabasındaki uzantılarını kınıyoruz. Çerkesler tarihlerinin hiçbir döneminde Rus emperyalizminin akıncıları olmadı, olmayacaklar.

FEDERALLER EMREDİYOR, BÜROKRATLAR UYGULUYOR

Zorbalıkla bir arada tutmaya çalıştığı Rusya Federasyonu'nda muhaliflere ölüm saçan Putin rejimi, bir yandan yeniden soğuk savaş söylemini canlandırırken bir yandan da illüzyonlara sarılıyor. Emperyalist tarihi boyunca çevre halklar üzerinde çarpıtmalar, sürgünler, katliamlar, sindirme politikaları ve toplum mühendisliğinin en gelişmiş yöntemlerini uygulayan Rusya, önce Özerk Cumhuriyetler'i tüm egemenlik haklarını budayarak sömürge valiliklerine çevirdi. Şimdi de atanmış yerel bürokratları aracılığıyla halkların toplumsal belleklerini talan ediyor. Rus olmayan halklar üzerine baskı kuran, aşağılayan ve kimliklerine saldıran Putin rejimi, Çerkeslerden yüzlerce yıllık özgürlük mücadelesinin hatırasını unutmalarını isteyerek ebedi biat talep ediyor.

Adigey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes yönetimleri, Putin'in emrine karşı gelmek bir yana dursun yıl boyunca hummalı bir çalışma içine girip federal bütçeden ayrılan ödeneklerle onlarca etkinliğe imza attılar. Kendi tarihlerine karşı açılmış bir propoganda savaşına destek olan bürokratlar halklarına karşı işlenen tarihi suça ortak olmaktadırlar.

Yüzbinlerce askerle kuşatma altında tutulan Kafkas halkları kutlamalara zoraki iştirak ederken, pek çok aydın ve grup kutlamaların karşısında olduklarını bildirmişlerdir. Çarlık rejimini yüzlerce yıllık direnişle, Sovyet rejimini Dağlı Halklar Hükümeti'yle, Rusya Federasyonu'nu Dağlı Halklar Konfederasyonu'yla karşılayan Çerkesler, FSB temsilcisi Putin'in Rusya'sına da gereken cevabı verecektir.

BÜROKRATLAR EMREDİYOR; KAFFED YÖNETİMİ ÖRTÜYOR

450. yıl kutlamalarını çok önceden bilen ve üyesi olduğu Dünya Çerkes Birliği (DÇB) aracılığıyla kutlamaları destekleyen Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) yönetimi, göstermelik tepkileriyle hem tabanını hem de Diaspora kamuoyunu yanıltmaktadır. Yıllardır diasporada Rusya politikalarının uygulayıcısı ve denetleyecisi olan DÇB'nin yeni başkanı, DÇB toplantısı sonrası örgütü temsilen Kabardey-Balkar Cumhuriyet'i başkanına yazdığı mektupta 450. Yılı desteklediklerini ve projeleriyle katılacaklarını bildirmiştir. KAFFED yönetimi'nin, DÇB başkanının bireysel olarak yazdığını söylediği mektup DÇB'nin son toplantısında alınan kararları yansıtmaktadır. KAFFED yönetimi tabanına ve kamuoyuna yalan söylemiştir ancak bu defa "Mızrak çuvala sığmamaktadır".

Attığı her adımda Diasporanın nabzını ölçerek elinden geldiğince Rusya'yı ve kirli politikalarını örtmeye çalışan KAFFED yönetimi iradesini Rusya'da yatırım sahibi sermaye grupları ve politik odaklardan oluşan bir lobiye teslim etmiştir. Bugüne kadar elini attığı her politik meselenin içini boşaltan, Rusya'yla "kalıcı barış" adına temsil ettiği tüm değerleri çiğnemekten geri durmayan KAFFED yönetimi zeminini kaybetmiştir. KAFFED yönetimi aldığı tepkilerin büyümesiyle, mızrağı çuval içinde tutamayacağını anladığı için yazdığı sözde tepki mektupları ve Diasporaya yaptıkları oyalama açıklamalarıyla kendisini kurtarma peşindedir. Ne yapılan bu göstermelik açıklamalar, ne de içini boşaltıp Rusya'dan başka herkesi suçladıkları 21 Mayıs sürgün anmaları KAFFED yönetimini aklamaya yetmez.

DİASPORAYA SESLENİYORUZ

Son DÇB toplantısında alınan kararları ortaya çıkarmak, DÇB işbirliğine son vermek, çıkarlarının peşinde koşan sermaye gruplarını, politik çıkar odaklarını diasporanın karar mekanizmalarının dışına çıkarmak ortak sorumluluğumuzdur. Putin rejiminin suçlarına ortak olan bu lobiye tepkimizi yükseltelim. Gerçekleri daha fazla örtmelerine izin vermeyelim.

Elinde hiçbir egemenlik hakkı bırakılmayan cumhuriyetleri atama başkanlarla sömürge valiliklerine çeviren Putin rejimi ve diasporadaki savunucularının karşısına dikilme zamanı gelmiştir. Diasporanın önündeki tek seçenek, DÇB'yi terk etmek ve Kafkasyalıları bağımsız, sivil bir platformda birleştirmektir.

Hafızalarımızdan silmek istedikleri özgürlüğümüz ve mücadele tarihimizdir.

UNUTMADIK! UNUTTURMAYACAĞIZ!

5 Nisan 2008 Cumartesi

KAFKASYA'DA DEĞİŞİM ZAMANI

Dünyanın en dinamik bölgesi Kafkasya, çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Değişim Güney Kafkasya'dan başladı. Türkiye-Ermenistan hattında olup-bitenler kadar, "Pankisi" ve "Kodor" da önemli. Pankisi ve Kodor'da açılan tüneller, dünyadan tecrit olan Kafkasya'yı dünya ile bütünleşeceği yarına taşıyacak.

DG-Kafkasya sosyal ve politik özellikleri ile dünyanın çok önemli bir bölgesi. Belki de Avrasya'nın gelişmelere en duyarlı kesimi. Pankisi Vadisi ve Kodor Geçidi Kafkasya'da gelişmelerin şekline ve geleceğine ışık tutuyor.

Pankisi'de olanlar ana hatlarıyla terörizme karşı küresel savaş çerçevesinde, Güney Doğu Asya'da Endonezya ve Filipinler'de, Orta Asya'da Kırgizstan ve Özbekistan'da yaşanan hareketliliğin Kafkasya ayağı olarak görülmeli.

ABD'nin Al-Qaeda militanlarının sığınağı haline geldiği gerekçesiyle Gürcistan'ın Kuzey Doğusunda Çeçenistan sınırında yer alan Pankisi'de Filipinler'de Ebu Sayyaf örgütüne yönelik yürütülen operasyonda olduğu gibi özel birliklerinin birtakım görevler üstlendiği ihtimali çok kuvvetli.

Bu konuda üzerinde durulması gereken bir ayrıntı ise, Şevardnadze'nin Moskova'dan gelen ortak operasyon önerilerine karşılık Amerikan yardımını istemesi. Pankisi'de saklanan veya barınan topluluğun siyasi niteliği hakkında tartışmalar sürüyor. Tartışmalar, söz konusu grubun Çeçen mülteci veya terörist olduğu yönünde. Bununla beraber tartışmalarda ön plana çıkmayan, ama belki de harekatın önemli bir nedeni olan husus ise, Kodor'un Rusya Federasyonu ile Gürcistan, dolayısıyla Güney Kafkasya arasındaki zor sınırın en zayıf noktalarının başında gelmesi. Balkar-Kabartay ve Gürcistan arasında yer alan bu bölge Kafkasya'nın kuzeyi ile güneyini hem ayırıyor hem de birleştiriyor.

Harekata kadar; Panki'de mültecilerin yanı sıra Çeçen savaşçıların barındığını ve Çeçenistan'daki savaşın buradaki yapılanmalardan lojistik destek gördüğünü iddia ederek Tiflis'i köşeye sıkıştırmaya çalışan Rusya, Usame Bin Ladin ve adamlarının Pankisi'ye gittiğini ileri sürdü…
Bu çerçeveyi gördükten sonra Kremlin ve Beyaz Saray arasında terörle mücadelede Pankisi için bir rekabet olduğunu düşünmek mümkün. Kodor Dağları, sınırın karşılıklı geçirgenliği kadar karayolları aracılığıyla önemli noktalara da ulaşım sağlıyor. Kodor'da Gürcistan'a girildiği zaman, başta Güney Osetya ve Abhazya olmak üzere birçok yere ulaşmak mümkün. Keza sınırın diğer tarafında da sınır boyunca dizilen Balkar-Karatay, Kuzey Osetya, Çeçen-İnguş, Dağıstan, Çerkez-Karaçay ve Adige'ye ulaşmak mümkün.

Kodor ve Pankisi ilk defa Ekim 2001'de 1992-1993'te Abhaz Savaşı ile duyuldu. 200-300 kişilik bir silahlı grup bu yolu kullanarak Abhazya'ya ulaştı. Çeçenistan'dan ayrıldıktan sonra Pankisi'de barınan Gelayev'in başında bulunduğu grup konusunda çok fazla spekülasyon yaşandı.
Rusya Savunma Bakanlığı'nın açıklamalarında Moskova'nın Kodor'dan uzak durmayı düşünmediği anlaşılıyor. Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, "Rus Barış Gücü askerlerinin Kodor'da kontrol yapmaya devam edeceğini" duyurdu. Ajans Kafkas'ın haberine göre İvanov, "Rus barış koruyucuları Kodor'un yukarı ve aşağı kısımlarında haftada en az bir kez kontrol yapacağını" bildirdi.
13 Nisanda Rusya lideri Vladimir Putin ile Gürcistan lideri Eduard Shevardnadze arasında gerçekleşen telefon görüşmesi yapıldı. Moskova kaynaklı bilgi ve haberlere göre, Gürcü lider, Gürcü askerlerin Kodor'da protokolü ihlal edildiğini kabul etti. İvanov'un açıklamasına göre, Kodor'daki askerlerin çekileceğine dair de söz verdi. Gürcistan ve Abhazya, 2 Nisanda Kodor'un askerlerden arındırılmasını öngören bir protokol imzalamıştı.

Kodor ve gelecekle bağlantılı bir diğer detay ise, Abhazya Başbakanı Anri Cergeniya'nın Rus basınına yaptığı açıklamaya göre, Abhazların Tiflis ile yaptığı görüşmelerde "tarafların sorunları çözmede güç kullanmayacakları prensibinin" kabul edildiği.

Cergeniya, ayrıca 1994 Moskova Anlaşması ve 2 Nisan 2002 tarihli Tiflis protokolü gereğince askerlerden arındırılması gereken Kodor'da 900 silahlı Gürcü askerinin bulunduğunu iler sürüyor.

Cergeniya, 12 Nisanda Rus Barış Gücünün taraflara bilgi vermeden Kodor'a girmesini değerlendirirken "Barış güçleri, yapacağı faaliyetlerde önce Gürcistan'la değil Abhazya'yla ile mutabık olmalı" görüşünü savunuyor. Cergeniya'ya göre, 12 Nisandaki Kodor geçidinin yukarı kısımlarını denetleme operasyonu barış gücü misyonunun genel çerçevesine aykırı değil.

Gürcistan makamları Kodor'da Rusların bloke edildiğini bildirirken Abhaz kaynaklar Rus Barış Gücü'nün planlandığı gibi Acara'da bir kontrol noktası kurduğunu duyurdu. Sorun giderek daha karmaşık bir hale geliyor. Abhazya'daki Rus Barış Gücü Basın Merkezi, Rus Barış Gücü'nün Acara yerleşim merkezi yakınlarında 102 nolu kontrol noktasını kurduğunu bildirdi.

Barış Gücü'nün Basın Sözcüsü İgor Konaşenkov, Kodor'un aşağı ve yukarı kısımlarını birbirine bağlayan köprünün bozuk olması nedeniyle barış güçlerinin helikopterle bölgeye ulaştırıldığını söyledi.

Gürcistan'ın Kodor'dan asker çekerken, yerine sınır güvenlik güçlerini gönderdiği ifade ediliyor. Gürcistan Savunma Bakanlığı yetkilisi Mirian Kiknadze, 9 Nisanda Civil Georgia'ya yaptığı açıklamada, Kodor'daki düzenli ordunun yerini sınır güvenlik güçlerine terkettiğini söyledi.
Kiknadze, Kodor'un üst kısımlarındaki Savunma Bakanlığı birliklerinin 2 Nisan protokolünde taahhüt edildiği gibi 10 Nisan'a kadar çekilip çekilmeyeceği konusunda net bir şey söylemedi. Kiknadze, askeri birliklerin çekilmesine paralel olarak sınır güvenlik güçlerinin bölgeye gönderilmesiyle vadide yaşayan Gürcü nüfusunun garanti altına alınmış olduğunu ifade etti.

Diğer taraftan Londra'da düzenlenen bir konferansta konuşan araştırmacı Vladimir Kakalya, Gürcistan'ın Abhazya'da olası bir rejim değişikliğinde devreye sokabileceği bir Abhaz Hükümetini beslediğini söyledi
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Abhaz-Gürcü sorununun çözümüne ilişkin aldığı kararın ardından yeniden alevlenen tartışmalarda Londra Üniversitesi'ne bağlı King's College London'ın Savaş ve Askeri Etütler Bölümü tarafından hazırlanan "Abhazya-Gürcistan:Sorununa Çözüm Arayışları" başlıklı konferans önemli bir yer tutuyor.

Kakalya'nın yanı sıra Kafkasolog George Hewitt, Abhazya'da din ve kimlik üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınan Oxford Üniversitesi öğretim üyesi Dr.Rachel Clogg ve Abhazyalı akademisyen Liana Kvarchelia'nın yanısıra Abhazya'daki bazı projelerde yer almış olan Britanyalı sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, Londra'daki çeşitli üniversitelerde Kafkasya üzerinde çalışan araştırmacı ve akademisyenler konferansa izleyici olarak katıldı.

Kafkasya'da değişimin ilk halkası olması gereken Abhaz-Gürcü anlaşmazlığı, Konferansın ilk bölümünde, Abhazya-Gürcistan ilişkilerinin dünü ve bugünü üzerine kısa açıklamalarda bulunan Kakalya, Abhaz-Gürcü sorununun temelinde "Abhazya'nın sahibinin kim olduğu sorusunun yattığını" söyledi.

Abhaz ve Gürcülerin hiçbir zaman batılı anlamda bir ulus-devlet yapısı içerisinde yaşamadıklarının altını çizen Kakalya, buna ilaveten tarafların aynı dili konuşmadıklarını, bunun sonucu olarak sorunlarına çözüm bulmada gelişme kaydedemediklerini söyledi.

Özet konuşmasının ardından izleyicilerden gelen soruları cevaplandıran Kakalya, şunları kaydetti:
"Gürcistan hükümeti, savaş öncesi Abhazya Parlamentosu'nun Gürcü üyelerinden oluşan paralel bir 'Abhaz hükümetinin' yaklaşık on yıldır Gürcistan'da faaliyet göstermesine fırsat veriyor. Yani Gürcistan Abhazya'da olası bir rejim veya iktidar değişikliğinde başa geçecek 'yasal bir kurumu' yedekte tutuyor."

Söz konusu konferanstan çıkan önemli bir sonuç var: Kafkasya'nın genelinde de Abhaz-Gürcü özelinde de sorunların çözümü "ortak paydanın" geliştirilmesinden geçiyor.

Hem Abhazya'da hem de Gürcistan'da, sokaktaki insanın en önemli sorun şu anda güvenlik. Güvenlik ve güven üretiminin başlatılmasının devamında uygulanacak sağlıklı bir sosyo-ekonomik ilerleme programı, geleceğe şans verir.

1994'den bu yana yaklaşık 1.000 kişinin sınır bölgelerinde ve özellikle de Gal çevresinde meydana gelen çatışmalarda öldüğü biliniyor. Abhazya'da sürekli bir savaş psikolojisinin kırılması gerekiyor.

Büyük bir olasılıkla Güney Kafkasya'da yer alan ülkelerin tamamında "bölgesel anlaşmazlıkların çözümü amaçlı açılımların" hız kazanması ile Rusya'da kendi bölgesel anlaşmazlıklarının aşılması amacına uygun sinyaller vermeye başladı. Moskova'da bir grup sivil toplum kuruluşu ve enstitü, Kremlin'e Çeçenistan için bir barış planı sundu.

The Moscow Times'da yer alan bir haber önümüzdeki günlerde Kafkasya'da farklı açılımların ortaya çıkacağını göstermesi açısından çok önemli. Yevgenia Borisova'nın imzasını taşıyan haberde, Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü, Barış Sağlama Misyonu, Moskova'da kökenli sivil toplum kuruluşu Non-Violence International ve Forum on Early Warning and Early Response'un Moskova şubesi tarafından hazırlanan barış planı dikkate alınmalı.

Plan ilk etapta Çeçen sivilleri Rus ordusunun aleyhine döndüren operasyonları durdurmak ve bölgeyi rant elde eden askeri ekonominin gölgesinden kurtarmak olduğu ifade ediliyor. Bunlar gerçekten çok dikkat edici ve kalıcı istikrarın kurulması amacına uygun adımlar. Görünen o ki, Rusya bugüne kadar izlediği politikanın sonuç vermediğini artık kabul ediyor.

Planda anlamazlık çözümünde ekonomik ve ticari adımlar, askeri yöntemlerin yerine aday gösteriliyor. İş imkanları yaratmak, ekonomik altyapıyı restore etmek ve Çeçenistan'da yatırımlar yapmaya elverişli iklim oluşturmak raporda altı çizilmesi gereken yerler. Çeçenistan'da yasadığı petrol ve silah ticaretinin ve yolsuzluğun giderilmesi kadar güvenlik ve sorun eksikliklerinin yargı ve emniyet sahalarında işbirliği ile aşılması yönündeki öneri de hayata geçirilebilir.

Planın paralelinde Başbakan Mikhail Kasyanov, Güney Federal Bölgesi Temsilcisi Viktor Kazantsev, Çeçenistan'dan sorumlu bakan Vladimir Yelagin, Kremlin'in atadığı Çeçen yönetici Ahmet Kadirov'a ayrıca savaşçı gruplarla barış görüşmelerinin yapılması için çağrıda bulundu.
Yine The Moscow Times'ın haberine göre Tişkov, geçen hafta Strasboug'ta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Rus Duması Çeçenistan Ortak Çalışma Grubu'nun şemsiyesi altında kurulan Danışma Konseyi'nin planın uygulanmasında rol alabileceğini söylüyor.

17 Ekim 2007 Çarşamba

Son dakika haberi...

Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sayın Sergey Bagapş ve beraberindeki heyet, 17-24 Ekim 2007 tarihleri arasında yapılması planlanan ve tüm hazırlıkları tamamlanan Türkiye gezilerini, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının tek taraflı, ısrarlı talep ve baskısı üzerine, bugün (16 Ekim 2007) iptal etmişlerdir.

Bu konu ile ilgili detaylı bilgi ve açıklama kamuoyuna daha sonra duyurulacaktır.

Saygılarımızla
Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi
Adına Başkan
İrfan Argun

10 Eylül 2007 Pazartesi

Kafkaslilar Amerikada Toplaniyor..

Amerikadaki Kafkasyalilar 450 yil ve sochi olimpiyatlarina karsi bir
gosteri yapacaklar. Bu gosteri Washington daki Rus Embasinin onunde 4
Ekimde Saat 11 ila 13 arasinda olacak.

Ayni gosteri Newyorktaki United Nation un onunde de 5 Ekimde saat 11
ila 13 arasinda olacaktir. Atilacak sloganlar arasinda ana kelimeler
Rusya,Kafkasya, Soykirim olacak. Bu konuda oneriler beklenmektedir.
Bu konuda herkez davetlimizdir, ve herkezin katilmasini arzuluyoruz.
Bu mesaji duyarabilceginiz herkeze duyuracaginizi umuyoruz, Lutfen
herkeze duyurun...

29 Temmuz 2007 Pazar

AİHM, Çeçen katliamından dolayı Rusya'yı mahkum etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Çeçenistan'da 2000 senesinde Rus askerleri tarafından işlendiği ifade edilen katliamdan dolayı Rusya'nın 5 kişiye 160 bin euro tazminat ödemesine karar verdi.

STRASBOURG (İHA)
Katliamda yakınları öldürülen bu 5 kişi, 11 akrabalarının 5 Şubat 2000'de, Grozni'nin Novye Aldy bölgesinde Rus askerleri tarafından öldürüldüğü gerekçesiyle mahkemeye başvurmuştu. Bunlar, Rus yetkililerin olayla ilgili olarak gerekli soruşturmayı açmamasından dolayı AİHM'ye başvurmuşlardı. Rus askerlerinin bu 11 kişiyle birlikte 60 kişiyi öldürdükleri iddia edildi. Mahkeme 5 kişiye 163 bin 864 euro ödemesine hükmetti.

Mahkeme Çeçenistan'daki başka bir olayda da Rusya'nın 3 Rus'a 130 bin 285 euro tazminat ödemesine karar verdi. Bunlar, Çeçenistan'daki Geki'de 2 akrabalarının Rus askerleri tarafından gözaltına alındıktan sonra öldürüldüklerini ifade ettiler.

26.07.2007

10 Mayıs 2007 Perşembe

ADIGEY DEVLET DRAMA TİYATROSU TÜRKİYE TURNESİNDE

24.05.2007 – 07.06.2007 tarihleri arasında federasyonumuzun davetlisi olarak Türkiye’ye gelecek olan Adıgey Devlet Drama Tiyatrosu ilk gösterilerini 25 Mayıs 2007 Cuma günü Bursa’da gerçekleştirecek. Söz konusu tiyatro ile ilgili bilgiler ve turne programı ise haberin devamındadır.
Adigey Devlet Dram Tiyatrosu 1937 yılında kurulmuştur. Tiyatronun 70 yıllık faaliyet süresinde birkaç nesil sanatçı değişmiştir. Bu sanatçılar ülkenin en iyi tiyatro okullarından olan “Moskova Devlet Tiyatro Sanat Enstitüsü ve Leningrad Tiyatro, Müzik ve Sinema Enstitüsü” nden mezun kişilerdir. Adigey yönetimi sanata ve sanatçılara her zaman önem vermiştir. 2005 yılında tiyatroya, Rusya Tiyatro Sanat Akademisinden mezun yeni ve genç oyuncu stüdyosu katılmıştır.


Bu yıl mayıs ayı sonunda “Kafkas Dernekleri Federasyonu”nun davetiyle Tiyatro Türkiye Cumhuriyetine gelecektir. Tiyatro dünyasında “Adigelerin Molier’i” olarak bilinen ünlü Adige piyes yazarının eseri olan “Pselıhoher” (“Damatlar”) adlı Oyun ve Komediyi seyircilere sunacaktır.

Gösteride Tiyatronun önde gelen oyuncuları yer almaktadırlar: Rusya Federasyonu’nun deneyimli sanatçısı, Adige Cumhuriyeti, Kabartay-Balkar Cumhuriyeti ve Kuban halk sanatçısı Zaurbiy Zehov, Rusya Federasyonu Halk sanatçısı, Abhaz Cumhuriyetinin deneyimli sanatçısı Murat Kukan, Rusya Federasyonu değerli sanatçısı, Adige cumhuriyeti halk sanatçısı Meleaçet Zehova, Adige Devlet Dram Tiyatrosu müdürü, Adigey Cumhuriyeti değerli sanatçısı Svetlana Berzegova-Kuşu, Rusya Federasyonu değerli sanatçısı, Adige Cumhuriyeti halk sanatçısı Çatip Paranuk, Adigey Cumhuriyeti halk sanatçısı Muhtar Ustok, genç oyuncular: Alkes Bagov ve Janna Daurova. Bunlarla birlikte ekip yardımcısı, sanatçı, Kalmuk Cumhuriyeti değerli sanatçısı Aslan Hakuy.

“Pselıhoher” komedisi Tiyatroda on yıldan daha uzun bir süredir gösterilmekte ve seyircilerin her zaman beğenisini kazanmaktadır. Bunun nedeni, Adigelerin ulusal anlayışı ve milli karakterlerinin oyunda başarıyla yansıtılmasındandır. Oyuncuların canlandırdıkları karakterler sanki hayatın özünden gelmektedir. Tanınmış yaşlı amca Harun (Muhtar Ustok) ve yaşlı teyze Deneap (Svetlana Berzegova-Kuşu) ve bunlarla birlikte kendi mutluluklarını ararken maceralara sürüklenen ve tuhaf durumlara düşen genç çiftler, tanıdık ve komiktirler. Bazı şeyler karışıyor, bazıları yanlış yerlere gidiyor, olayların gerçekleştiği yerde başka kişiler oluyor, ama sonuçta işler yoluna giriyor ve finalde herkes mutlu oluyor, aşıklar birbirlerine kavuşuyor.

Kavgalı olan eşleri canlandıran Meleaçet Zehova ve Zaurbiy Zehov-Hapap eğlenceli ve komikler, birbirlerine aşık olan Alkes Bagov (Şıham) ve Janna Daurova (Susanna) dokunaklı ve saflar. Murat Kukan’ın canlandırdığı Haçik karakteri ve tüm bu oyunun baş yapımcısı Çatip Paranuk akıllarda kalıyor.

Adige Tiyatrosu Kaffed’in davetiyle ikinci kez gelmektedir. Geçen sefer Tiyatro “Etnos” festivaline “Atalarımızın şarkıları ” adlı oyunuyla katılmıştı ve bazı illerde Kaffed’in organizasyonuyla oyunlarını tekrarlama fırsatı bulmuşlardı.

Adige Devlet Dram Tiyatro Ekibiyle birlikte Adige Cumhuriyeti Kültür Bakanlığından bakanlığın bölüm başkanı, Adige Cumhuriyeti değerli kültür işçisi, Rusya Federasyonu Gazeteciler Birliği üyesi, Tiyatro sanatı uzmanı Svetlana Şhalahova da gelmektedir.

TURNE PROGRAMI

24.05.2007 PERŞEMBE TİYATRO GRUBUNUN İSTANBUL’A GELİŞİ
25.05.2007 CUMA BURSA KAFKAS DERNEĞİ
26.05.2007 CUMARTESİ DÜZCE KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
27.05.2007 PAZAR İNEGÖL KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
28.05.2007 PAZARTESİ M.KEMAL PAŞA KAFKAS DERNEĞİ
29.05.2007 SALI İZMİR KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
30.05.2007 ÇARŞAMBA BODRUM KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
31.05.2007 PERŞEMBE ANKARA KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
01.06.2007 CUMA SİNOP KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
02.06.2007 CUMARTESİ ÇORUM KAFKAS DERNEĞİ
03.06.2007 PAZAR TURHAL KAFKAS DERNEĞİ
04.06.2007 PAZARTESİ K.MARAŞ KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
05.06.2007 SALI KAYSERİ KAFKAS DERNEĞİ
06.06.2007 ÇARŞAMBA İSTANBUL KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ
07.06.2007 PERŞEMBE İSTANBUL’DAN ayrılış

Kafkasfederasyonu.Org

Çal ruhum çal! Sürgünden dönüşüme çal!

Çerkesk/Ajans Kafkas - Karaçay halkının sürgünden dönüşünün 50. yılı münasebetiyle Karaçay-Çerkes Devlet Üniversitesi Müzik Pedagoji Fakültesi’nde milli enstrümanları kullananlar arasında bir yarışma düzenlendi.

Yarışmanın mimarı Müzik-Pedagoji Fakültesi Dekanı Caşakkuyev Vladimir Magomedoviç, yarışmaya

Karaçay kültür, sanat, resim ve bilim alanında ilklerden olan İslam Krımşamhalov adını verdiklerini söyledi.

Magomedoviç, Karaçay'a ilk kuyruklu piyanoyu getiren ve Latin harfleri ile ilk alfabeyi oluşturan kişinin de Kramşamhalov olduğunu söyledi.

Organizasyonunda Caşakkuyev V., Demidov İ., Şevtsov A., Çernukh O.’nun yer aldığı yarışmaya

milli armonika, mızıka ve akordion dalında Karaçayevsk, Habez, Uçkeken, Pervomaysk müzik okulu öğrencilerinin yanı sıra Zelençuk, Pregradnaya, Moskovski ve Mednogorsk'tan öğrenciler katıldı. Yarışmada nisanda Dağıstan’ın başkenti Mahaçkale’de yapılan ‘Çal, Ruhum!’ festivalinde dereceye giren öğrenciler de iştirak etti. Doç.Dr. Şevtsov Antonin Butov, yarışmanın Karaçay-Çerkes'te milli enstrümanların kullanımının gelişimine, milli kültür köklerine ilgi ve sevginin artmasına katkıda bulunmasını umut ettiklerini kaydetti.

6 Mart 2007 Salı

BİRİNCİ ULUSLAR ARASI NART KARİKATÜR SERGİSİ

KONU: “21 MAYIS 1864 BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ”

“Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti.Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi…” (Kont Lev TOLSTOY)

“Osmanlı’ya göç etmek için yola çıkanların yarısı bile oraya ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok azdır…” (Rus İ. DZAROV)

“Gemicilerin gözü doymuyordu.50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Yanlarına aldıkları biraz su ve ekmek 5-6 günü aşınca tükeniyor, açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyor, yolda ölüyor ve denize atılıyorlardı. 600 kişiyle yola çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ kalabilmişti…” (Fransız gazeteci A. FONVILL)

İşte 21 Mayıs 1864, Çerkes halkının belleğine böyle kazındı. Çar ve orduları için zafer, Çerkesler için acının, hüznün, sürülüşün, bölünmüşlüğün ve ölümün günü…

21 Mayıs’lar her şeye rağmen Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir.Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir.Tüm zalimlere inat, Çerkesya’nın yeniden var olma mücadelesidir.

21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları, insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür.


GENEL BİLGİLER:

Sergi dünyadaki tüm profesyonel ve amatör karikatüristlere açıktır.

Her sanatçı sergiye en çok üç karikatür ile katılabilir.

Karikatürler siyah-beyaz ya da renkli olabilir.

Eserlerin ölçüsü min. A4 max. A3 olacaktır.

Karikatürler eser sahipleri tarafından zedelenmeyi önleyecek tedbirler alınarak gönderilecektir. Eserlerin postada zarar görmesinden KAF-DER sorumlu değildir.

Elektronik katılımda istenen koşullar: en fazla 300 dpi / min A4 max. A3, renkli için RGB ve jpeg ya da pdf format. Ayrıca her mesaj en fazla 5 MB büyüklükte olabilir.

Eserler iade edilmez.

Yarışmaya katılan karikatürlerin yayım, sergileme ve her türlü kullanım hakkı KAF-DER’e aittir.

Eser sahipleri her eserin arkasına ad, soyad, adres, telefon ve e- mail bilgilerini büyük harflerle yazacaktır.

e-mail : kafder@kafder.org.tr

ADRES:
Şenyuva mahallesi Kafkas sokağı no: 60 Beştepe/ ANKARA

ÖDÜLLER:
Altın plaket + albüm
Gümüş plaket + albüm
Bronz plaket + albüm
Mansiyon( 3 adet) plaket + albüm

ÖDÜL TÖRENİ VE SERGİ AÇILIŞI:
20 Mayıs Pazar günü Ankara’da yapılacaktır.

SON KATILMA TARİHİ:
27 Nisan 2007

Daha fazla bilgi için lütfen web sitemizi ziyaret edin.

www.kafder.org.tr

3 Mart 2007 Cumartesi

ÇEÇENLER VE KOMŞULARI - George Hewitt

"Çeçenler, etnik olarak Türkik bir halktır." Lord William Rees-Mogg 26 Aralık 1994 tarihli The Times'da böyle yazıyordu, ancak şüphesiz Çeçenler hiçbir şekilde Türkik bir halk değildir.

"... Abhazlar, savaş öncesi otonom cumhuriyet nüfusunun yalnızca yüzde 17'sini oluşturan, Türkik dil konuşan Müslüman bir halktır." Hugh Pope 23 Ekim 1993 tarihli The Independent's Saturday dergisinde bu şekilde yazıyordu. Şüphesiz, Abhazlar ne Türkik bir dil konuşurlar, ne de onların tamamını Müslüman olarak tanımlamak doğrudur.

7 Mart 1991'de Belçika ve Hollanda televizyonları akşam haber programında, Güney Osetya'daki anlaşmazlığın dinsel bir karakterde olduğuna ilişkin bilgi verdi. (Osetlerin İslamı izlediklerini ve Tür kik bir dil konuştuklarını iddia etti. Bu "bilgi"nin Gürcüstan'dan piyasaya sürüldüğü açıktı ve Sovyet Büyükelçisi Aleksandre Chkhikvaidze'nin marifetiyle yayıldı. "Prof. Vasil Abaev, Zviad Gamsaxurdia’nın Gürcü rejimiyle Osetler arasındaki anlaşmazlık konusunda böyle bir tespit yaptı. Chkhikvaidze'nin de çok iyi bildiği gibi, Osetler'in hemen tamamı Ortodoks Hıristiyan’dırlar ve Hint-Avrupa diliyle ilişkili bir dil konuşurlar. Bu yanlış bilginin kaynağı (anladığım kadarıyla), Gorbaçov'a karşı başarısızlıkla sonuçlanan darbeyi desteklediği için görevinden alındı ve 1992'de meslektaşı Edward Şevardnadze'nin Moskova'dan kendi ülkesi Gürcüstan'a dönmesiyle Gürcüstan Dışişleri Bakanlığı'na atandı.

Batı medyasının -çok az istisna dışında- Kafkasya olaylarına (özellikle Gürcüstan içindeki anlaşmazlıklarla ilgili) ilişkin haberlerin yanlış aktarılmasındaki sorumluluğundan ayrı olarak, bu problemler, kendi gerçeklerinizi bilmenin önemini ortaya çıkarıyor. Böylece "sahte uzmanlara" ve "böğüren propagandacılara" meydan okuyabilirsiniz. Öyleyse acil sorun, Avrupa kıtamızın doğu ucuyla ilgili olarak, tartıştığımızın kim olduğunu tanımlamaktır.

Halklar

Karadeniz ve Hazar Denizi'ni birbirinden ayıran dağlık bölgenin dar şeridi, Avrupa'nın hiçbir yerinde olmayan en zengin halklar, diller ve kültürler yuvasıdır. Aynı büyüklükteki bir alanda, böylesi mozaiği dünyanın bir başka yerinde de görmek imkansızdır. Ana Kafkas silsilesi, çeşitli yönetsel birimleri halen "sözde" Rusya Federasyonu'nun tamamlayıcı bölümü olarak bilinen Kuzey Kafkasya'yı, üç yeni bağımsız devlet olan Gürcüstan, Ermenistan ve Azerbaycan'ın bulunduğu Transkafkasya'dan ayırır.

Bugün, bu bölgede yaşayan halkları, en son kökleri tarih öncesinde kaybolan yerli halklar ve sonradan gelenler olarak ikiye ayırabiliriz. Şimdi, bu ikinci grupta yer alanlara kısaca bir göz atalım.

Slavlar (Ruslar, Ukraynalılar ve özellikle de Kazaklar) Kuzey Kafkasya'da ilk defa 16. yüzyılın ikinci yansından sonra ortaya çıktılar. Kuzey Kafkasya kesinlikle geleneksel Rus bölgesi değildir. Ancak 19. yüzyılın emperyal yayılmasının hala elinde tuttuğu ganimetlerden biridir. Slavonik diller, İngilizce’yi de içine alan Hint-Avrupa dil ailesinin bir parçasıdır.

Kafkasya'da diğer Hint-Avrupa dillerini konuşan Ermeniler, Grekler, Çingeneler+Tatlar, Taluşlar, Kürtler gibi irani dilleri konuşanlar ve bizim için önem arzeden Osetler yaşar. Transkafkasya'daki Azerbaycanlılardan ayrı olarak, kuzeydeki bölgelerde diğer Türkik dil konuşan halklar bulunur: Kuzeybatı'da Karaçaylar ve Balkarlar (esasen tek bir linguistik grup), Kuzeydoğu'da da Nogaylar+ Kalmuklar. Buna ek olarak Semitik dil konuşanlarda vardır (Gürcüstan'da Yahudiler ve küçük bir Asurî grup).

Bugün Çeçenler, 1989 Sovyet sayımına göre 958.309 kişiyle en büyük nüfuslu yerli halktır. Dilleri, batı komşuları olan İnguşlar'a öylesine yakındır ki, tek ulus olarak kabul edilebilirler. 1989’da SSCB'de 237.577 İnguş yaşamaktaydı. Bu küçük grubun, Bats (Tuşlar) olarak adlandırılan bir üçüncü üyesi vardır. Gürcüstan'daki tek bir köyde 5000 kadar kişi tarafından konuşulan Bats dili kesinlikle yok olmaya mahkûm edilmiştir. Bu üçü, Halk/Halkımız anlamımı gelen Nakh/Veinah ailesini oluşturur. Çeçenler 16. yüzyılda doğu komşularından Sünni Müslümanlığı benimsediler. İnguşlar 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Sufi Kadiri tarikatının müridleri tarafından İslamiyete geçirildiler. Dilleri, tutucu dinleri ve klan yapıları Sovyet yıllarında da, günümüzdeki Çeçen-İnguş öz kimliğinin tanınmasında etkili olmuştur.

(Vei) Nah dilleri doğrudan, doğuda bulunan Dağıstan'daki dillerle bağlantılıdır. Dillerin diyalektlerini nasıl sınıflandıracağınız size kalmak üzere, tek başına Dağıstan’da 28 yerli dil vardır. Bu dillerin çoğu yazılı değildir ve "çok dillilik" yaygındır. Sovyet yönetiminin büyük bir bölümünde, etnik sınıflandırma, genellikle kişinin kullanmak zorunda kaldığı yazılı dile göre yapıldı. Bu nedenle mevcut nüfus verileri sağlıklı değildir ve birçok, çok az nüfuslu halk için böylece yokmuş gibi bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Kuzey'de en büyük Dağıstanlı grup 604.202 nüfuslu Avarlar'dır. Bu rakam, gerçek Avarlar'ı + 8 Andik ve 5 Tsezik dil konuşanları da içerir. Güney'de 466.833 nüfuslu Lezgiler ve 98.448 nüfuslu Tabasaranlar vardır (8 Lezgik dil konuşulur). Orta Dağıstan'da 3 Dargik dil konuşan + bunlarla yakından ilişkili 118.386 nüfuslu Laklar yaşar. Bir miktar Kuzey (Orta) Kafkasyalı da ya tamamen veya kısmen Kuzey Azerbaycan'da yaşar.

İslam, 8-9. yy.larda Araplar tarafından Dağıstan'a ulaştırıldı. Yerli Dağıstanlılar Sunnidirler. Bir istisna, Azerbaycan'daki İki köyde Ermeni Ortodoksluğu’ndan etkilenenler ve Doğu Gürcüstan'daki bir köyde Gürcü Ortodoksluğu'ndan etkilenerek Lezgik Udi dilini konuşanlardır. Dağıstan, devrime kadar olan dönemde 2 bin kadar Kuran kursuyla bir Arapça öğretim merkezi olmakla ünlüydü.

Kesin kanıtlar henüz olmamasına rağmen, linguistik açıdan belki (Vei) Nah- Dağıstan grubuyla, Abhaz-Abaza, Çerkes ve günümüzde konuşanı kalmamış olan Ubıh dillerini kapsayan küçük grup, Kuzeybatı Kafkasya ailesindendir. Kuzeybatı Kafkasya dillerini konuşanlar eskiden Kuban Nehri (belki Don) kıyılarından, günümüz Gürcüstan'ına doğru dağlar üzerinden aşağıya yayıldılar. Çerkesler bir zamanlar, Kuzeybatı'daki en büyük etnik gruptu, ama geriye kalan nüfusu 1989'da 125.000'dir. Batı Çerkesleri (Adıgeler) çoğunlukla Adıge Otonom Bölgesi'nde veya Karadeniz kıyısındaki Tuapsse civarında yaşarlar. Buna karşılık Doğu Çerkesleri, Karaçay-Çerkesya'daki 40.230 Çerkes, Kabartay-Balkarya'da 363.351 Kabartay olarak bölünmüşlerdir. Ubıhlar'ın yurtları Soçi civarındaydı. Abhazlar'ın yurtları da Sovyet Gürcüstan'ına ilhak edilmiştir. 1989'da Abhazya'da 93.267 Abhaz, Karaçay-Çerkesya'da Abhazlar'a yakın akraba 27.475 Abazin (Abaza) yaşamaktaydı. Osmanlı Türklerinin, Karadeniz kıyıları boyunca olan aktiviteleri sonucu, İslam 16. yüzyılda bölgeye ulaştı, ancak doğu bölgelerde olduğu gibi sıkı bir şekilde yerleşemedi ve daha önceki Pagan ve Hıristiyan inançlarını tamamen kökünden söküp atamadı.

En kesin bir şekilde, Kuzey Kafkasya linguistik grubunun hiçbir diliyle bağlantılı olmayan, bir başka dil ailesi Gürcüce, Megrelce, Lazca ve Svanca'yı kapsayan Güney Kafkasya dil ailesidir. Gürcüce yazı geçmişine sahiptir. Tek el yazısı 4. yüzyıl sonlarında tertip edilmiştir. Kardeş dilleri Megrelce, Lazca ve Svanca eğitim dili değildir. Megrellerle çok yakın akrabalığı olan Lazlar bugün Türkiye sınırlan içinde yer alan en eski yerleşim bölgelerinde yaşarlar. Diğer Kartveleliler (Megreller, Lazlar, Svanlar) 1930'dan beri tamamen yanlış bir şekilde "Gürcü" olarak adlandırıldıktan Gürcüstan'da yaşarlar. Çok sayıda Gürcü ve Laz da Türkiye'de yaşar. Gürcüstan'ın meşhur evladı(!) Stalin tarafından Gürcüstan'da yapay olarak ortaya çıkarılan etnik karıştırmanın,(1) Gürcüler'in ve Lazlar'ın kendilerini ve diğerlerini oldukça farklı halklar olarak gördükleri Türk topraklarında geçerli olmadığı açıktır. (Türkiye'de Svan yaşamıyor).

Türk sınırındaki Acaralar, hala sürgünde olan Mesk(et)ler gibi Müslüman olmalarına karşın, Gürcüstan'daki Kartveleliler (büyük ölçüde) kendi Bağımsız Kilise'leriyle Ortodoks Hıristiyan’dırlar. Gürcüstan'ın 5.400.841 (1989) kişilik nüfusunun 3.787.393 kişisi (yukarıda belirtilen 5.000 Bats 'Tuşlar' bile çok gülünç bir şekilde) "Gürcü" olarak kaydedildi.(2)

Son olarak, bölünmüş ve yönetsel olarak Doğu Çerkeslerle karışmış, çeşitli Moğol hücumlarının sonucu olarak Kafkasyalılar dışında İranlı Alan ve Türk Kıpçak soyundan, muhtemelen 13.-14. yüzyıllarda oluşan Türkik-Karaçay-Balkarlar üzerinde durmak gereklidir. O zamanlardaki nüfus hareketi, Osetler'i, Doğu Çerkesler ve İnguşlar arasındaki bugünkü yerleşim alanlarına, doğuya doğru sürükledi. Bazı safhalarda Osetler, bugün Sovyet Gürcüstan'ının parçası haline gelen dağlar üzerine yerleştiler. Osetler kendilerini, bir zamanlar Rusya'nın güney bozkırlarında dolaşan nomadik İskitler ve Sarmallarla ilişkili olan Alanlar'dan gelme kabul ederler (Osetçe su "Don"dur). Osetler'in Ortodoks olmaları, onları Kutsal Rusya'nın doğal müttefiki yaptı. 1989'da SSCB'de 597.802 Oset vardı.

Anlaşmazlıklar

Kin yüklü anti-Rus söylemlerine rağmen Gürcüler*, Transkafkasya'da ilk ayak basabilecekleri yeri Çarist Rusya'ya verdiklerinden dolayı sorumludurlar.

Moğol anlayışının bir devamı olarak Kartveleli toprakları batıda Türkler, doğuda Persler tarafından harap edildi. Büyük Katerina'nın Rusya'sıyla 1783'te yapılan Georgievsk Antlaşması, Hıristiyan Osetya ile Hıristiyan Gürcüstan'ı birbirlerine bağlayan Gürcü askeri yolunun açılmasına ortam hazırladı. 1801 ve 1810 tarihleri arasında, Kartvel dillerini konuşan bölgelerin ilhakından sonra (unutmayalım) Gürcü müttefiklerinin aktif yardımıyla Rusya, Kuzey Kafkasyalı kabileleri işgal altına almayı başarabildi.

Abhazlar, Rusya'nın 19. yüzyıldaki ilerlemesine karşı savaşan tek Transkafkasya halkıydı. 1864'te Kuzey Kafkasya'nın tamamı kesin bir şekilde Çarist ellerdeydi. Bu yıl (1864) Kuzey Kafkasyalılar'ın, Rus yönetiminden özgür bir hayat için Osmanlı topraklarına kitlesel göçlerinin başlangıcı oldu. Çerkesler'in ve Abhazlar'ın çoğu, + bütün Ubıhlar yurtlarını terk ettiler ve diğer Kuzey Kafkasyalı kabilelerin göçleri birbirini izledi. Bu yüzden, bugün sadece Türkiye'de 2-4 milyon arası bir diaspora olduğuna ilişkin iddialar bulunmaktadır. Büyük bir Çeçen grubu, daha sonra Ürdün adını alan bölgeye yerleştiler. Büyük sayıdaki insan kitlesi Karadeniz'i aşarken veya hastalıktan yabancı diyarlarda hayatlarını kaybetti.

İşgal edilen topraklar Rus İmparatorluğu'nun çeşitli yönetsel birimlerine bölündü ve Çarların Sovyet halefleri, dikte edilen bu politikaları izlediler. Üç Transkafkasya devleti, devrim ve 1920-21'de Kızıl Ordu'nun gelişine kadar olan kısa süre içinde bağımsızlığı tattılar. Gürcü birlikleri, bu zaman dilimi içinde Abhazya'yı işgal etmeyi başardı. Sovyet Abhazya'sı başlangıçta, Gürcüstan ile ittifak antlaşması ile tam bir cumhuriyet olarak Transkafkasya Federasyonu'na girdi. 1920 Kasımı'nda büyük bir Dağlılar Cumhuriyeti Kuzey Kafkasya'da kuruldu. Fakat çok geçmeden statü ve sınırları sürekli değişen etkisiz bir yapılanma haline getirildi. Ve 1931'de Stalin, Abhazya'nın statüsünü Gürcüstan'ın önemsiz bir Otonom Cumhuriyeti'ne indirgedi. 1934'te İnguşetya ve Çeçenya birleşti ve 1936'da otonom cumhuriyet statüsü verildi.

1930'larda, Stalin'in Transkafkasya'daki icracısı Lavrenti Beria idi. 1938'de Moskova'da güvenlik şefi olmadan önce Abhaz oranını düşürmek için, Abhazya'ya kitlesel nüfus ihracına başladı. Beria, Stalin tarafından empoze edilen tehcirleri gerçekleştirdi. Karaçay-Balkar'lar, İnguşlar ve Çeçenler (+ Meskh(et)ler, Lazlar ve diğer bazı Gürcü Müslümanlar ve Protestan Gürcüler) 1943-44'de, Nazilerle işbirliği yaptıklarına dair uydurma belgelerle sürüldüler.(3)

Kuzey Kafkasyalı dört halkın bölgelerindeki adları Sovyet haritalarından silindi ve toprakları komşu ülkeler arasında yeniden dağıtıldı. Yarım milyon Çeçen/İnguş tehcir edildi, yarısı yollarda kırıldı (bkz. Nekrich The Punished Peoples). Aynı zamanda Abhazya'da, Abhaz dili yasaklandı ve okulları kapatıldı. 1953'te Stalin ve Beria'nın ölümleri ile bu tür anti-Kafkasyalı önlemler feshedildi. 1957'den başlamak üzere Kuzey Kafkasyalılar'ın yeniden oluşturulan bölgelerdeki yurtlarına dönmelerine izin verildi.

1985'te Gorbaçov iktidara gelip Sovyet hayatı ile ilgili tatminsizliklerin tartışılmasını cesaretlendirdiğinde çeşitli şikayetlere neden olan sorunlar su yüzüne çıktı. SSCB'nin 15 cumhuriyetinden bazıları (özellikle Baltık devletleri ve Gürcüstan) tam bağımsızlık için çalkalanmaya başladı. Abhazlar kendilerini, devam eden Megrel göçünden dolayı daima tehdit altında hissettiler. İnguşlar topraklarını geri istediler. Ancak, 1921'de Sovyet Milliyetler Komiseri'nin müdahalesiyle, Azerbaycan'ın kontrolüne verilmiş olan Nagorno-Karabak en erken Sovyet sıcak bölgesi haline geldi. Ermeni çoğunluğuna sahip olmasına rağmen (muhtemelen Türkiye'ye hoş görünmek için) böylesi bir uygulamaya giden Stalin'den başkası değildi. 1988 sonlarında, Gürcüstan'daki anti-azınlık şovenizminin tehlikeli bir şekilde kabarmasıyla birlikte, Abhazya'daki Abhazlar ve Kartveleli olmayanlar sükunetle Abhazya'nın 1920'deki statüsünü yeniden kurmak için çalışmaya başladılar İktidardan uzaklaştırılan Gamsaxurdia'nın taraftarları 14 Ağustos 1992'de Abhazya'yı işgal eden ortak düşman Şevardnadze'ye karşı toparlamayı (boşuna) beklediler. Abhazya'nın işgali binlerce insanın hayatına ve sonrasında da kitlesel mülteci sorununa mal oldu. Abhazya, Dağlı Halklar Konfederasyonu (1989'-da, büyük ölçüde tehlikedeki Abhazlar'ı korumak için kurulan ve Kuzey Kafkasyalıların birliğini amaçlayan ve çözülmüş olan Dağlılar Cumhuriyeti'nin yeniden kurulmasını amaçlayan bir organizasyon) kanalıyla Kuzey Kafkasyalıların (özellikle Çeçenler'in) sağlam desteğine şükran borçludurlar. 14 ay süren bir savaştan sonra işgalciler ülkeden çıkarıldı. Dudayev'in Çeçenya'sı, 1991'de Sovyet Anayasası'nın tanıdığı meşru hakkı kullandı. 1990 sonların da Güney Osetya'daki karışıklıklardan kaçan insanların geçici olarak yerleştirildikleri bölgelerini tekrar ele geçirme manipülasyonuyla Çeçenler'le bağlarını koparmaları için ayartılan İnguşlar, Kuzey Osetyalılar'la çatışmalara girmiş oldular. Yine birçok insan öldü ve bir diğer mülteci sorunu yaratıldı.

Ve en son olarak, Grozni ve diğer Çeçen yerleşim birimlerine karşı girişilen kitlesel kıyımlarla karşı karşıyayız. 30 bin kişi öldü ve muhtemelen 1944'de Çeçenya'dan tehcir edilen insan sayısı kadar bir mülteci sorunu ortaya çıktı. Bütün bunlar, Yeltsin'in, usta sosyal-mühendis Josef Stalin'e layık bir halef olduğunu gözler önüne serdi.

Sonuçlar

Batı, sınırsız bilgeliği içinde, 1991'de SSCB'nin çözülmesinden sonra, 15 birlik cumhuriyetini tanımaya karar verdi. Bu 15 devlet içindeki tarihsel hiçbir haksızlık dikkate alınmadı (alınmıyor). 1920'nin Dağlı Cumhuriyeti devam etseydi, Çeçenya Rusya'nın bir parçası olmayacaktı. Abhazya'nın 1920'ler statüsü, Stalin kendi ülkesi (Gürcüstan) lehine kullanılmasıydı, Abhazya bugün 4. bağımsız Transkafkasya devleti olacaktı. Stalin, Karabak'ın kontrolünü Ermenistan'a verseydi, 1988'den beri binlerce insan ölmeyecekti. Böylece, liberal Batı'nın eğreti tutumunun uygulamada olduğunu görüyoruz. Bu münasebetle, tarihin en kanlı zalimliğinin keyfi kararlarına tanık oluyoruz. Eski Sovyet Cumhuriyetleri'nin tanınması, o devletlerin "kendi" bütünlüklerinin korunması prensibiyle birlikte yürüdü. Şevardnadze'nin Abhazya'da kan dökmesiyle ilgili haberlere batı sansür uyguladı ve Rusya'nın Çeçenya'daki askeri aktivitelerine karşı olan tepkiler, Rusya'nın bölgesel bütünlüğünü korumasına hakkı olduğuna dair açıklamalarla yumuşatılmaya çalışıldı. Dünya liderleri arasında tek başına Şevardnadze'nin, Yeltsin'in Çeçenya'daki katliamına şevkle destek olması bir rastlantı değildir. 16 Şubat 1995'te Chatham House konuşmasında, saldırgan (!) ayrılıkçılığın nerede ortaya çıkarsa çıksın, neye mal olursa olsun, bastırılması gerektiğini açıkça belirtti.

Gerçekte ne Abhazlar ve ne de Çeçenler bir bağımsızlık savaşı başlatmak için silaha sarıldılar, buradaki herkesin yapacağı gibi sadece kendilerini savundular.

Uluslararası ilişkilerde dikkate alınması gereken gerçekler vardır ve politikalar yalnızca önde gelen kişilerin kusurlu takdirine değil, gerçeklere dayanmalıdır. Abhazya ve Çeçenya sorunları, Batılı politikacıların cehalet veya ahlaki yüreksizliklerinin (veya her ikisinin) en son örnekleridir. Sergei Kovalev ve Yelena Bonner* gibilerinin, Batı'yı bu trajedilerle ilgili suçlamakta tamamıyla haklı oldukları böylelikle anlaşılmış oldu.

(*) Başlangıçta, bugünkü Gürcüstan'ın oluşturduğu coğrafya, Kafkasya'yı kontrol altına almak isteyen Çarist Rusya'yı Gürcüstan'a dini mülahazalar da göz önünde bulundurulduğunda, doğal bir müttefik haline getirmişti. Ancak Ruslar sorunlarını çözmüş bir Gürcüstan'ı her zaman büyük bir tehlike olarak gördüler.Bunun için Pan-Gürcü eğilimleri Gürcüstan aleyhine manipüle ettiler. İşte bunun sonucudur ki, Oset-Gürcüstan, Abhaz-Gürcüstan anlaşmazlıkları günümüzde ortaya çıkabilmiştir. Son olaylar sadece Oset ve Abhazlar'ı Gürcüstan'dan uzaklaştırmadı. Kuzey Kafkasyalılar'a da önderlik edebilecek bir Gürcüstan'ı kendi iç sorunlarıyla boğuşur bir hale getirdi. Rusya, Gürcüstan üzerinden Türkiye'den toprak talebinde bulunarak da, Gürcüstan’ı ileride Türkiye'den uzaklaştıracak Pan-Gürcü eğilimleri destekledi, (ç.n)

(*)Rusya'nın Çeçenya'ya kanlı müdahalesine karşı çıkan yürekli Rus aydınları (ç.n.)

Dipnotlar

1- 1926'daki Sovyet nüfus sayımında 242.990 kişi Megrel milliyetinden olduğunu beyan etti. 13.218 kişi de kendisini Svan olarak tanımladı. Bugün Megreller'in ve Svanlar'ın veya Megrelceyi ve Svancayı birinci veya ikinci dil olarak konuşanların kesin sayılarıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. 1930'lardan beri bu halklar "Gürcü" olarak kayıtlara geçirildiler. Bunun sonucu olarak eğitilen bütün Svanlar ve Megreller, fiilen Sovyet dönemi boyunca eğitim dili Gürcüce olan okullarda yetiştiler.

1920 ve 1930'ların yerel Bolşevik Megrel politikacısı İsaki Zhvania ve O'nunla aynı görüşü paylaşan diğer Megrel aydınları Megrelcenin yazıya geçirilmesini (ve Megrelya'nın otonom olması gerektiğini bile) tartıştılar. 1930'da (tirajı 15 bin) Megrelce Kazakişi Gazeti (Köylünün Gazetesi) yayımlandı. Dzhodzhua'dan başka diğer bir örnek, 1989'da yazan Vano Dgebuadze'dir. Dgebuadze şöyle anlatıyor: "Hatırlıyorum, 1938'deydi. Okula bazı öğretmenler geldi ve soyadımı okul kayıtlarından (Megrelce söyleniş) Dgebia'dan, (Gürcüce söyleniş) Dgebuadzeye çevirdiler. Böylece aynı köyde bir soyadın iki ayrı yazılışı ortaya çıktı. Okulda Dgebuadze, evde Dgebia. Eğitim görmemiş olan erkek kardeşimin soyadı Dgebia, benim soyadım Dgebuadze'ydi artık."

Megreller ve Svanlar'a 60 yıldır "Gürcü" oldukları anlatılmasına rağmen, 1989'daki nüfus sayımlarında kendilerini tanımlamaları şaşırtıcıdır. 1989'daki sayımlar en azından Abhazya'daki bazı Megreller arasında önemli bir endişeyi açığa çıkardı. Sayım memuruna eğer kendilerini Megrel olarak kaydettirirlerse herhangi bir "olumsuz tepki"yle karşılaşıp karşılaşmayacaklarını sorduklarına dair birtakım haberler vardır. Hem 1979 ve hem de 1989'da Abhazya'da olduğu gibi, nüfus sayım formlarının sayım memurları tarafından kurşun kalemle doldurulması tesadüfi bir politika mıdır?!

2- Bu rakamdan 1 milyon civarında Megrel, 40 bin kadar Svan ve Bats (Tuş) nüfusu düşürülürse, bu konudaki hassasiyet tahmin edilebilir. Dgebuadze, mektubunda şöyle yazıyor: "Çok iyi bilindiği gibi. Gürcüler az sayılarından dolayı, Gürcüstan Cumhuriyeti'ni kaybetmemek için Svanlar'ın yanı sıra bütün Megreller'i "Gürcü" olarak kayıtlara geçirdiler... Kendi sayılarını yüksek göstermek için."

Gürcüce’de Güney Kafkasya dillerini (Gürcüce, Megrelce, Lazca ve Svanca) tanımlamak için "Kartveluri" terimi bulunmasına rağmen, bu dilleri konuşan insanları tanımlamak için (henüz!) "Kartveleli" terimi bulunmamaktadır. Bunun yerine "Kartveli" (=Gürcü) terimi kullanılmaktadır. Bu dört halkı (Gürcü, Megrel, Laz ve Svan) belirtmek için, İngilizce'deki "Kartvelian" (KartveIi=Gürcü) yanlış terimini kullanmaya devam etmek için hiçbir mazeret bulunmamaktadır.

Bana göre, her ikisinin de (Proto-Germanik) bir dil olmaları ve Almanlar'ın daha kalabalık olmaları gibi yapay bir zeminden hareketle, bir İngiliz'i Alman saymak gibi, bir Megrel'i Gürcü saymak anlamsızdır. Bu tarihsel linguistik tartışmaya ek olarak, Pan-Gürcü kavramın savunucuları, Gürcüce’nin (Gürcüstan'da) tek yazılı dil olduğunu ve Megreller'in ve (Svanlar'ın) Kilise dili olarak Gürcüce’yi kullandıklarını da ima etmektedirler (bkz. İtonishvili 1990:19) Büyük Megrel ve Svan (ve hatta Gürcü) kitlesinin okuma yazma bilmediği Gürcüstan'da Gürcüce ancak Sovyet periyodunda evrensel eğitimin uygulanmaya konulmasıyla yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Gürcüce de konuşan Megrel ve Svan topluluk liderleri, toplumsal üstünlüklerinin bir belirtisi olarak aralarında Rusça'dan çok Fransızca konuşmayı seçen 19. yüzyıl aristokrat Ruslarını hatırlatır örnekler gibidirler. İtalyan Don Giuseppe Judice, 17. yüzyılda Megreller'in farklı bir dilleri olduğunu ve Megreller'in Gürcüce dini kitapları kullandıkları ve ibadetlerini Gürcüce olarak, aynen Avrupalılar'ın Latince'yi kilise dili olarak kullandıkları gibi, yerine getirdiklerini yazdığında haklıydı.

Kraliçe Tamara (1184-1213) yönetiminde en büyük güç ve etkiye sahip olan Gürcüler, Kafkasya tarihinde şanlı bir rol oynamalarının yanı sıra, Gürcü dil ve kültürünün uzun tarihsel ruhunu hiç kimsenin inkar edememesine rağmen, Moğol istilalarının bir sonucu olarak Gürcüstan, sıklıkla birbirleriyle çatışma halinde bulunan prensliklere ayrıldı. Bu ise modern ulus-devlet olarak, Gürcustan konseptinin 100 yıldan daha fazla bir geçmişe sahip olmadığı anlamına gelir. Prens (şimdi Aziz) İlia Çavçavadze gibi önde gelen yurttaşlar, çeşitli "Kartvel" kabilelerinin yaşadığı bütün bölgelerde, birlik duygusunu aşılamak için çok çalıştılar. Çarist Rusya yönetimi altında erime; hastalık ve dağılma sürecinde, bu tür çalışmalar asil çabalar olarak görülebilir. Ancak ulus, olgunlaşmak ve kendi kimliğiyle ilgili şartlara ulaşmak için zaman bulamamıştır.

3- Homojen bir Gürcü devleti oluşturmak arzusuyla, 1944'de Gürcüstan, Kuzey Kafkasya gibi kitlesel tehciri gördü. Lazlar, Hemşinliler ve 144.000 Meskh(et), Türkiye sınırlarına yakın bölgelerden Doğu taraflarına sürgün edildiler.

Kaynakça

Hewitt, B.G. (1993) Abkhazia: a problem of iden-tity and ovvnership, Central Asian Survey, içinde 12(3), s. 267-323.

Voronov, Y. (1992) Mariam Lordkipandze "The Abkhazians and Abkhazia", Caucasian Pers-pectives, içinde (ed. George Hewitt), s. 259-264.

Hewitt, B.G. (1985) "Georgian: a noble past, a secure future", Sociolinguistic Perspectives on So-viet National Languages, I.T. Kreindler (ed.), s. 163-179. Mouton de Gruyter: Ne w York.

Hevvitt, B.G. (1989) Aspects of language plan-ning in Georgia (Georgian and Abkhaz). Language Planning in the Soviet Union, Michael Kirkwood (ed.), s. 123-144. Macmillan: London.

Itonishvili, V. (1990) Kartveli xalxis et-nost'ukt'ura mrude sark'eshi (The Ethno-structure of Georgian People in a Distoring Mirror). Tbilisi: Mecniereba.

Lewis, G. (1965) Turkey, New York: Praeger.

Avtorkhanov, A. (1992) (M. Broxup, ed.) The North Caucasus. Barrier. London: Hurst/Company.

Bechhofer, C.E. (1921) in Denikin's Russia and the Caucasus. London: W. Collins Sons/Co.

Gammer, M. (1944) Müslim Resistance to the Tsar. Shamil and the Conquest of Chechnia and Daghestan. London: Frank Cass.

Goldenberg, S. (1994) Pride of SmalI Nations: the Caucasus and Post-Soviet Disorder. Londra: Zed Books.

Wesselink, E. (1992) Human Rights. Minorities in the Republic of Georgia. A Pax Christi Netherlands Report.